AŞK-I MEMNU

Yasak Aşk...

Cezbedici, merak uyandıran, haz veren, kalp çarpıntısı, adrenalin, ayakları yerden kesen ve acı... Tüm bunlar AŞK denilen hastalıklı duyguyu oluşturmaz mı zaten... Bir de buna GİZLİLİK eklenince olmazları olduran, tüm dünyaya tek başına karşı çıkabilecek kadar cesaret veren,  ateşe çıplak ayakla bassan da zevkten başka hiç bir şey hissettirmeyen o meşhur YASAK AŞK doğar.
Aşkı geç, yasak başlı başına çekici, karşı konulmaz olmuştur taa ilk insanlıktan beri.. Adem ile Havva'nın sonsuza dek cennette yaşama lüksü dahi bu yasak elma kadar cazip gelmemiştir bilirsiniz...

Sanki bir sihir,sanki bir büyüdür yasak aşk. Bir anda plansızca ortaya çıkar. Ne oluyor diye sorarsın kendi kendine...Cevabını tam olarak bulamazsın. Sadece O' nu düşünürken, şapşik şapşik sırıtırken bulursun kendini. Dersin ki "bu bir macera,bir mola rutin hayatımda..." Hoşuna gider hesapsızca yaşadıkların...Bungee Jumping yaparcasına boşluğa düşünmeden kendini bırakmak gibi adeta... Bu duygunun geçici bir durum olduğunu bilirsen hiç bir sıkıntı yoktur. Ama... Ah işte bu aldığın haz, yasak cazibesi iliklerine işlemeye başlarsa işte o zaman tehlike çanları çalmaya başlar. Ne kadar tehlikeli olursa olsun o kadar güzel bir tadı vardır, kafanı o kadar güzel yapar ki umurunda olmaz. Beynin sana mantıklı cümleler kurdurtup, haklı sebepler çıkarmana yardım eder bu ilişki için. Olmazı oldurma cesareti verir inceden inceden. Gözün kör olur yavaş yavaş... O ve Sen ... Sadece bu önemlidir artık senin için. Sıcacık kendi dünyanızda dışarıda lapa lapa kar yağarken,elektriklerin gittiği koca dünyada o küçük mum ışığında el ele tutuşup sonsuza kadar kalmak istersiniz... Dünya dursa, telefonlar çalmasa ve hiç uyanmasak bu rüyadan... Evet hiç uyanmak istemezsin bu rüyadan. Çünkü bu rüya uğruna yapmam dediğin ne varsa yapmış, elindeki avucundakini vermişsindir sadece mutlu sonsuz olsun diye...

Ama hayat bu... Gerçekler, sorumluluklar, idealler,öncelikler, aileler, mesafeler, amalar ve keşkeler bir adım ötede bizi bekler. Zehirli bir sarmaşık gibi kalbimizden başlayıp tüm hücrelerimizi teslim alan bu AŞK ancak kapının eşiğinde buz gibi bekleyen  zorluklar karşısında her iki tarafta cesur olup el ele verip mücadele ederse sonsuza kadar sürebilir.

Ama  hikayenin gerçeğinden de bildiğimiz üzere BEHLÜL KAÇAR! Hem de ilk kez elini taşın altına koyma sırası ona gelmişken bırakır Bihterin elini. Oysa ki Bihter bu zamana kadar her şeyden vazgeçip, herkese yalan söyleyerek gözünü bile kırpmadan tutmuştur o küçücük yürekli hercai Behlül'ün elini. Çünkü inandırmıştı kendini, inanmıştı ona, aşklarının büyüklüğüne ve ne olursa olsun hiç ayrılmayacaklarına... "Mutlaka bir yol olmalıydı, olacaktı ve hiç ayrılmayacaklardı." Bunlar Behlül'ün Bihter'e sarılırken kulağına fısıldadığı cümlelerdi. Ama olmadı...Behlül'ün bahaneleri, mantıklı sandığı saçma cümleleri,amaları,korkuları yetti aşklarını yaşatmak için uzun yıllar emek veren Bihter'i bir anda köşeye sıkışan bir fare misali terk etmesine...

Peki ya sonra?

Hikayenin aslındaki gibi ölmedi belki Bihter ama ölüm sessizliğine büründü. Her gece sessiz çığlıklarla veda etti Behlül'e ve kalbinde açıp gittiği derin yaraya gömdü onu. Kalbinde ki ölü toprağıyla, bir zamanlar katiliyle beraber yaşlanmanın hayalini kurdukları Akyaka'da  denize nazır bir evi ve pembe kasklı Vespa motoru ile tek başına yaşıyordu eksik kalan hayallerini...

Behlül mü? O henüz farkında değildi olanların ciddiyetinin. Şimdilik günü kurtarıyordu sadece. İş güç diyor, sorumluluk diyor, para diyor kendini oyalıyordu. Yaptıklarını düşünmemek ve kaçmak için bol bol uyuyordu...Ama bilmiyordu ki yıkılmış,harap edilmiş dünyalar ve tutulmayan sözler üzerine yeni bir dünya kurulamazdı öyle kolay kolay. Bir gün unutmak için sığındı uykusu dahi rahatsız edecekti onu. Çünkü her katil gündüz günlük hayatın meşgaleleri ile oyalanarak kaçsa da geceleri kurbanlarının yüzünü görüp,sesini duyar ve kan ter içinde uyanır!!! Behlül'ü de böyle hazin bir son bekliyordu. Nerede kimle nasıl yaşarsa yaşasın Bihter'in ahı onu asla bırakmayacak ve bir gün Bihterin mezarını uzaktan da olsa izleyip pişmanlıktan deliler gibi ağlayacaktı...

Ve her 24 KASIM'da Behlül'ün yaşadığı memlekete yağan beyaz çöp çatanlar onun kalbine bir hançer gibi saplanacaktı şimdi farkında olmasa da...

(24 KASIM ve Büyük aşkın beyaz çöpçatanlarına ithafen...)

Previous
Next Post »
Yorum Gönder